Bir rüzgardır gelir dağların ardından,
Bağrında sürülmüş toprak kokusu.
Tüm saflığı ve duruluğu ile
Nasırlı ellerden bir aşk hikayesi.
“Bak sana ne getirdim” der önce Rüzgar,
Yağmur sonrası yanık kokusudur ellerindeki...
Bülbül ise mahsundur yine her zaman ki gibi,
Ağıdını yakar sesizce ve derinden.
Bir ot kokusudur alır her tarafı,
Yeşil ve ezik
Yaprak çatırtıları arasında,
Hikaye başlar en sonunda...
Bir Kudüs yolculuğudur rüzgarın ellerindeki;
Öbek öbek anlatır sonra yorulmadan
Yusuf’un nasıl sevdiğini, nasıl sevildiğini...
Gel gör ki Bülbül inanmaz her anlatılana,
Sürdürür ağıdını derinden
Kime yaktığı bilinmeden...
Hiakye deevam eder rüzgarın ellerinde ara verilmeden.
Derler ki, Yusuf öyle sevmiş ki;
Kör olmuş aşkından
Yine de vazgeçmemiş sevdiğinden.
“Hey gidi Yusuf hey” der Bülbül
“Çektiğin kahrı bilmez kimse,
Ey rüzgar gel sen devam etme”
Dinlemez Rüzgar dertli Bülbül’ü,
Toprak kokusu eşliğinde devam eder hikayesine...
Derler ki bundan sonra;
Bitmek bilmemiş dertli Yusuf’un kahrı
Sevmez olmuş yari aşkından kör olan yusuf’u.
Devam eder Bülbül yaktığı ağıda
Rüzgarın uğultusu eşliğinde yine mahzun ve derinden.
Dedik ya, bir Kudüs yolculuğu bu rüzgarın ellerindeki,
Sürer hikaye kalmaz yarım.
Açılır gözleri Yusuf’un,
Dünya ışıklanır bir anda!
Lakin Yusuf uzak kaçar sevdiğinden,
Görmez bir daha onu dünya gözü ile...
Anlar bütün sevgiyi ve sadakati.
Sürgün eder kendini dağlara,
Taşa toprağa...
Anlatır rüzgar bize tüm bunları,
Dinler Bülbül kendine has ağırbaşlılıkla.
Bir yağmur başlar ardından,
Feryad eder gökyüzü
Ağlar O’da Yusuf’a...
Ağla gökyüzü,
Ağla sen de,
Ağla Yusuf’a...
Etiketler şiir