Yasa, ülke gündemine ilk kez geldiğinde en çok tartışılan konu emeklilik yaşı olmuştu. Emeklilik yaşını kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşına çıkaracak olan yasa, 2048’e kadar kademeli bir artış öngörerek bu yaşı 65’e tamamlayacaktı. Cumhurbaşkanının yasayı veto etmesinin temel sebeplerinden birini de bu madde oluşturmaktaydı. Fakat, istenmeyen bu madde ülkenin geleceğine dair önemli bir hamle olarak durmaktaydı.
Almanya’nın demografik yapısına baktığımızda nüfusun hızla yaşlanmakta olduğunu görüyoruz. Araştırmalara göre bir nüfus devrimi yapılmadığı takdirde bu konuda ilk kriz 2020 yılında patlak verecek ve 2050 yılında her üç Almandan biri 60 yaşın üzerinde olacak. (*) Doğum oranlarının da hızla azalması (ki 2005 yılındaki doğum sayısı 1945 yılındaki doğum sayısının da gerisine düştü(*) ) Almanya’da bu konuda ciddi tartışmaları gündeme getirdi. Emeklilik yaşı 67’ye çıkartılmış olmasına rağmen çalışan nüfusun hızla azalması engellenememektedir. Bunun bir diğer sebebi de Almanya’nın ciddi anlamda yaşadığı “beyin göçü”dür. 2004 yılında 150 000 “nitelikli” kişinin yurt dışında çalışmak için ülkeyi terk etmesi ülkenin insan kaynaklarına büyük bir darbe vurmuştur(*). Bu açılardan bakıldığında Almanya’nın sosyal güvenlik konusunda baş gösteren sıkıntılarının benzerinin Türkiye’yi şu an için tehdit etmediğini düşünebiliriz, ancak ilerleyen yıllarda (şu anda Türkiye’nin potansiyel güçlerinden biri olarak duran ve değerlendirilmezse heba olup gidecek olan) genç nüfusun toplam nüfusa oranının azalması kaçınılmaz olarak gözükmektedir. Ayrıca olası A.B. üyeliği sonrasında da işgücüne aç durumda olan Avrupa ülkelerine doğru bu topraklardan gidecek olan “beyin”ler, çalışan nüfusun azalmasına yol açacaktır. Sosyal güvenlik sisteminin de dayanak noktasının çalışan kesim olduğunu düşünürsek, ileride bu açıdan Türkiye’nin sıkıntı ile karşılaşmaması için Emeklilik yaşının 60’a ve 2048’e kadar 65’e yükseltilmesinin zarureti açığa çıkar. Emeklilik yaşı ile beraber ödenen prim gün sayısının da artması ve 7000 işgününden 9000 işgününe çıkarılması tartışmaları da beraberinde getirdi. (ki bu artış yine kademeli olarak gerçekleşecektir. 2007 yılında ilk kez sigortalı olanlar için 7100 gün, 2008 yılında sigortalı olanlar için 7200 gün ve her yıl 100 gün eklenmek sureti ile 9000 güne ulaşacaktır.) Bu madde ile emekli sayısının zaman içerisinde makul bir seviyede tutulması, ödenen primlerin arttırılması amaçlanmaktadır. Bu sayede kurumun açıklarının kapatılması sağlanmaktadır. Bir diğer uygulama ise şu anda çalışmakta olan emeklilerin ya aylıklarından vazgeçerek çalışmaya devam etmeleri, ya da çalışmayı bırakıp emekli aylığı kullanmaya devam etmeleri. Bu da yine sosyal güvenlik sisteminin devamını sağlayacak olan prim ödeyen çalışan kesimi arttıracağından daha sağlam ve işler bir kurum haline getirecektir. Yasanın getirdiği bir diğer uygulama ise Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve S.S.K’nın birleştirilmesi idi. Bu işlem ile uygulamadaki farklılıklar ortadan kaldırılacak, üç başlı yapı sona erecek, daha sağlıklı bir kontrol yapısı sağlanmış olacaktı. Fakat Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bazı maddelerden dolayı bu da sağlanamamış olacak. Tartışılan ve göze batan bu başlıkların dışında pek gündeme gelmeyen diğer uygulamalar ise; **Adına prim ödensin veya ödenmesin 18 yaşından küçükler, sağlık hizmetinden ücretsiz yararlanacak. **Yüksek öğrenim görmüş 25 yaşından büyük kız çocukları, kendisine bakmakla yükümlü kişinin sağlık sigortasından yararlanamayacak. **Çalışanlar, köy mahalle muhtarları, kendi hesabına bağımsız çalışanlar, kamu idarelerinde çalışanlar sigortalı sayılacak. **Polislerin akademide geçen başarılı eğitim süreleri, sigortalılık süresine eklenecek. **Estetik amaçlı ameliyatlar ve ortodontik diş tedavileri ile alternatif tıp uygulamaları dışındaki sağlık hizmetleri, Genel Sağlık Sigortası kapsamında kurumca karşılanacak. Sigortalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişi, öğretim üyesine tedavi ve muayene olmak için fark ödeyecek. **Çocuğu olmayan 23 yaşından büyük, 39 yaşından küçük sigortalı kadının iki kez tüp bebek tedavi masraflarını kurum karşılayacak. **Boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanmış gelir ve aylıklar kesilecek. **Ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve tutuklar hakkında, kısa vadeli sigorta kolları uygulanacak. **Çırak, işletmelerde beceri eğitimi gören öğrenciler ile üniversite sırasında zorunlu staj yapan öğrenciler de kısa vadeli sigorta kollarına tabi tutulacak. **Harp malulleri ile Terörle Mücadele Kanunu veya asayiş ve güvenliğin sağlanması ile ilgili kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan bu kanuna tabi çalışanlar hakkında, aylıkları kesilmeden kısa vadeli sigorta kolları uygulanacak. Yasanın getirmeyi tasarladığı bu uygulamaların dışında Türkiye’de “alışmış kudurmuştan beterdir” misali yerleşmiş olan vergi kaçırma, devlet kurumlarından ve gelirlerinden çıkar sağlama, rüşvet gibi sorunları engellemediği için uygulansa bile yinede “paranın sahibi” yönünde çalışacağını düşünebiliriz. Lakin bu, beklenen uygulamaların gerekliliğini göz ardı etmemize neden olamaz. Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda geleceği düşünen ve popülist yaklaşımdan uzak bu yasa, Anayasa mahkemesinin kısmi iptali ile büyük ihtimalle rafa kaldırılacak ve belki de 2007 seçimlerinden sonraki başka baharlara kalacak.