Enerji politikaları gündeme geldiğinde hep yakınılan durum, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı oluşudur. Bu garipsenecek bir durum değildir çünkü maalesef komşu ülkeler gibi petrol ve doğalgaz yatakları üzerinde değiliz. Burada söz konusu olan ise enerjide dışa bağımlılığın tek bir ülkeye yönelik olması. Yani enerji dışalımı yaptığınız ülkelerin sınırlı sayıda olması.
İran ile yaşanan son doğalgaz sıkıntısında ise (geçen yıl da bu seneki duruma benzer bir sorun yaşanmıştı) iç tüketim artışını gerekçe gösteren İran, Türkiye’ye pompalamakta olduğu gazı kesti.
İran ile Türkiye arasında 2006 kışında yaşanan benzer sorunda yine İran göndermekte olduğu gazı kesmiş, bunun üzerine sıkıntıya düşen Botaş evlere doğalgaz gönderebilmek için anlaşmalı olduğu sanayi kuruluşlarının gazını kesmek zorunda kalmıştı. Doğalgaz hattında olası bir kesintiyi öngörerek gerekli önlemlerin alınmamış olması bu duruma yol açmıştı. Bu sene, geçen seneden gereken dersler alınarak kiralanan bir depoda yurt dışından (Cezayir, Nijerya, ...) getirilen sıvılaştırılmış doğalgaz depolandı ve kısa süreceği tahmin edilen kesintilerde olası krizler engellenmiş oldu. Bunun dışında enerji bakanının yaptığı açıklamaya göre Rusya’dan gelen gaz miktarının arttırılması ile açık kapatılmaya çalışılıyor.
İran tarafı ise bu gaz kesintisinin nedeni olarak iç tüketimin artışını öne sürse de( hatta İran’da yetkililer, halktan her evden yüzde 2 oranında tasarruf yapmalarını istedi aksi durumda başkent Tahran’a da doğalgaz akışının durabileceği gündeme gelebileceği öne sürüldü) uzmanların görüşüne göre uluslar arası enerji ticaretinde bu, geçerli bir sebep değil. Buradan varılan sonuç ise İran’ın doğalgaz işleme konusunda yeterli yatırıma sahip olmadığıdır. Evet, İran doğalgaz rezervleri konusunda dünyada ikinci sırada olmasına rağmen bunları yeryüzüne çıkarıp işleyebilecek yatırımları gerek devlet eliyle gerek özel sektör kanalı ile yapabilecek konumda değil. Bunun gerçekleşmesi için dış yatırıma ihtiyacı var. Batılı petrol ve doğalgaz şirketleri ise İran’ın uluslar arası konumundan dolayı bu yatırımları gerçekleştirmeye pek sıcak bakmıyorlar. Bunun aksine Avrasya’nın Çin ve Hindistan, İran üzerinden yeni enerji yatırımı ve enerji akış projeleri gerçekleştirmektedirler(*). Yani İran, yüzünü batıdan doğuya doğru çevirmektedir.
Genel olarak enerji konusu ikili ülke ilişkilerinde önemli odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Enerjinin kontrolünü sağlayan ülke, karşı tarafın manevra yapamaması durumunda kendi politikalarını rahatça dayatabilmektedir. Şu anda Rusya’nın Belarus’a verdiği gazın fiyatını 46 dolardan 200 dolara çıkarması gibi. Belarus’un da kendi topraklarından geçip Avrupa’ya ulaşan gazdan aldığu gümrük vergisini arttırması ile ilişkiler gerilmiş durumda.
Dolayısı ile buradan yola çıkarsak enerjinin akışını da kontrol ediyor olmak, büyük ülkeler açısından önemli stratejik araçlardan biri oluveriyor. ABD’nin İran dayatmalarının altında ise yine enerji akışını kontrol altına almak yatmakta. İran doğalgazının Çine taşınması yönünde boru hatları döşenmesini göz önüne alırsak, Çin’in İran’a enerji konusunda bağımlılığının artacağını söyleyebiliriz. Hindistan için de aynı durum söz konusu. ( “ABD’li profesör Michael T.Klare’nin ‘Oil, Geopolitics, And the Coming War with Iran’ başlıklı yazısında belirttiği gibi, Ekim 2004 tarihinde Sinopec adlı Çin şirketi, İran yönetimi ile 100 milyar dolarlık doğalgaz üretimi amacı ile yatırım projesi, Gail adlı Hindistan şirketi ise Ocak 2005 tarihinde, 50 milyar dolarlık doğalgaz yatırım ve alım için anlaşma imzalamıştır Ayrıca İran’dan Çin’e kadar uzanacak enerji boru hatları üzerinde çalışılmaktadır(**).” ) Avrupa’nın da körfez bölgesindeki petrole bağlılığı 2020 yılında şu andaki durumuna göre 2 kat artmış olacak(***). ABD’nin petro-doğalgaz açısından zengin olan İran’ın Amerikan şirketlerine açılmasını sağlayarak bu akışı kontrol altına almak istemesi, uluslar arası ilişkile düşünüldüğünde kendisine önemli bir güç kazandıracaktır. Enerji konusunda kendisinin yönetimi altındaki bölgelere bağlı olan ülkelere kendi politikalarını dayatabilecek, pazarlık gücünü arttıracaktır. Büyümekte olan Çin ekonomisinin iplerini bir anlamda iplerini ele geçirecek olan Amerika, şu anda borçlu olduğu Çin ile ilişkilerinde kendisine manevra alanı yaratabilecektir. Ayrıca Körfez bölgesinin bir kısmının kontrolünü elinde bulunduran ABD, ilerleyen yıllarda Avrupa ile ilişkilerinde ise enerji bağımlılığı konusunda kendisine politik dinamizm kazandırabilmek için İran üzerinde söz sahibi olmaya çalışacaktır. Bunların farkında olan ve Avrupa’nın enerji açısından kendisine bağımlılığını yitirmesini istemeyen Rusya ve İran ile derin yatırımlara girmiş Çin’in , İran’ın nükleer programına uluslar arası arenada destek vermesinde ve İran’a yönelik yaptırımlara karşı çıkmasında garipsenecek bir durum yoktur.
(*)Nejat Eslen, Jeopolitik, Sayı 26
(**)Nejat Eslen, Jeopolitik, Sayı 26
(***)Erol Bilbilik, Jeopolitik, Sayı 26
Etiketler
- ben (1)
- BT ve İnternet (4)
- genel (15)
- Gündem (14)
- Not Defteri (14)
- sinema (4)
- şiir (10)
- Tarih (6)
Hakkımda
- İsa Engiz
- İstanbul, Türkiye