Belki de görüntünün önceki dönemlerde hiç olmadığı kadar fazla öneme sahip olduğu bir zamanda, vendeta, maskenin değil, fikirlerin ön planda yer alması gerektiğini vurguluyor. İnsanlar ölür, çürür, fakat fikirleri yaşar, maskeli kahraman da filmin sonunda hayatını yitirir, ama bizler için savundukları fikir ölümsüzleşir.

Bu filmin de son tahlilde sadece bir kurgu olduğunu düşününüp, küçük gönüllerimizi rahatlatabiliriz, fakat durum hiç de böyle değil, gerçek hayata bakınca fikirlerin ölümsüzlüğünü rahatlıkla görebiliriz. Marx ölür, insanlar ise, Oölmemişçesine O’na ait düşünceleri sahiplenip arka çıkarlar. Jeannne d’Arc yaptığı onca şeyden sonra öldürülür, ama özgürlük fikirleri kendisinden sonra da sahiplenilip ölümsüzlüğe ulaşır.

Otoritelerin başaramadığıda tam olarak budur aslında, bize hükmedebilirler, davranışlarımız yönlendirebilirler, köleye dönüştürebilir, sahip olduklarımız elimizden alabilir veya çok daha kötüsünü yapabilirler, herşeye rağmen düşüncelerimize sahip olamazlar, inançlarımız bastıramazlar, inanmaktan men edemezler, belki de tüm otoriter rejimlerin düşünceyi ve düşünmeyi yasaklamasının ve üzerine baskı kurmasının altında onu, kendisinin en büyük düşmanı olarak görmesi vardır. Bir fikir, milyonları peşinden sürükleyebilir, milyonlarıyerinden edebilir, yeter ki zihinlerde, ele geçirilemeyecek tek yerde, kendine dayanak noktası bulsun. V, bunu başararak kitleleri, doğru bir düşünce etrafında toplamayı bilir, fethedilmemiş zihinler ile özgürlüğü istila eder.

Tüm totaliter rejimler, bu, sınırları çizilemeyen ve zincir vurulamayacak gücün farkındadırlar. Bu noktadan hareket ile, ele geçiremeyecekleri zihinleri kontrol altına alabilmek için “amaç aracı meşru kılar!” prensibinden yola çıkarak, insanlık dışı eylemlerde bulunurlar. Amaçları hükmettikleri kitleleri sindirmek, korkutarak kontrol edebilmektir. Şuursuzca insanları öldürürler, salgın hastalıklar yayarlar, bombalarlar, işkence yaparlar, önem vermedikleri üzerinde insanlık dışı deneyler gerçekleştirirler. V’nin deyişiyle, “bana yaptıkları canavarcaydı!” ve Evey’nin karşılığı ile, “ve karşılığında bir canavar yarattılar!”.

Evet, baskıcılar otoritelerini sürdürebilmek için akıl almaz yollara başvururlar. Lakin, belki de tüm sistemlerin değişmez kanunu, tepki, kendisini doğuran etki kadar kaçınılmaz olacaktır. V, böyle ortaya çıkmıştır. Sistem kendisinin devamı için çalışırken, kendi sonunu da hazırlamaktadır, çünkü tüm baskıcı rejimler yıkılmaya mahkumdur.

Totaliter sistemler, çökmeye mahkum olmasına rağmen onları ayakta tutan tek güç korkudur. İnsanlar korkarlar, sinerler ve kurallara uyarlar. Değişim istediklerinde onları bundan caydıran sadece korkularıdır. Başarısısız oldukları takdirde başlarına gelecekleri düşünüp korkmaktan bir türlü harekete geçemezler. Artık efendileri kişiler değil; korkularıdır. Öyle ki, artık dışarıda bir tehlike var olmasa bile, içselleştirilen korkular insanları esir alır, bağlı oldukları zincirleri kırmasını engeller.

Bu durumda yapmamız gereken korkularımızdan sıyrılmaktır. Bunun içinse, onunla yüzleşmemiz gerekir. Bizlerin, baskıya boyun eğmemizi sağlayan ne korkusudur; sahip olduklarımız kaybetmek mi, en sonunda canımız olmak üzere? Bunlarla yüzleşmeli, korkuların kıyısına kadar gelmeli, soğukluğunu yüzümüzde hissetmeliyiz, tıpkı Evey’nin yaptığı gibi. Evey, o andan sonra sistemin, üzerine attığı karanlık korku battaniyesinin sadece aklında varolan bir yanılsama olduğunu anlar, parmaklıklar kalkar, eli silahlı gardiyanlar sadece kuru birer kuklaya dönüşür. O’nu, orada süresizce tutmuş olan sadece aklında var ettiği korkularıdır. Sonunda korkuları ile yüzleşir ve onu alt eder. Çünkü özgürlük, korkuların ardındadır.

Evey, özgürlüğünü korkularından kurtularak sağladıktan sonra yağmurla kucaklaşır. “Tanrı yağmurda saklıdır!”. Tanrı, gücün yegane simgesidir, yağmur ise tüm kültürlerde özgürlük ile özdeşleşmiştir. Ve böylece yağmurla kucaklaşan Evey, özgürlüğünü kazanarak, gücü ele geçirir.

Tam bu noktada otoritelerin korktuğu, gücün başkasının eline geçmesidir. Korkularından sıyrılarak özgürleşen insan bugüne kadar sinerek içinde bir yerlerde var olan gücü, iliklerine kadar hissederek açığa çıkarır. İşte bu nokta, baskının çözülmeye başladığı yerdir. Bunun ardından gelecekleri kestirmek kolay değildir. Akıllarındaki fikirlere sahip çıkarak onu kaybetmeyen insanlar, korkularından arındıktan sonra önlerindeki otoritye figürünün sahip olduğu gücü ele geçirerek devrimi gerçekleştirir. Fikir birliği etmiş kitlelerin önünde silahlar ezilir, baskılar sona erer.

Lakin düşüncelerin önemli olduğu bu ortamda, kişiler hep yalnız kalır. İnandıkları uğruna mücadeleyi V gibi yalnız başlarına verirler. Fikren doğduklarında yalnız oldukları gibi, ölürken de yalnızdırlar. Buna rağmen, ölen sadece bedendir, savundukları fikir farklı bedenlerde hayat bulur, yeşerir, ölümsüzleşir...

Ağla Yusuf'a

Bir rüzgardır gelir dağların ardından,

Bağrında sürülmüş toprak kokusu.

Tüm saflığı ve duruluğu ile

Nasırlı ellerden bir aşk hikayesi.

“Bak sana ne getirdim” der önce Rüzgar,

Yağmur sonrası yanık kokusudur ellerindeki...

Bülbül ise mahsundur yine her zaman ki gibi,

Ağıdını yakar sesizce ve derinden.

Bir ot kokusudur alır her tarafı,

Yeşil ve ezik

Yaprak çatırtıları arasında,

Hikaye başlar en sonunda...

Bir Kudüs yolculuğudur rüzgarın ellerindeki;

Öbek öbek anlatır sonra yorulmadan

Yusuf’un nasıl sevdiğini, nasıl sevildiğini...

Gel gör ki Bülbül inanmaz her anlatılana,

Sürdürür ağıdını derinden

Kime yaktığı bilinmeden...

Hiakye deevam eder rüzgarın ellerinde ara verilmeden.

Derler ki, Yusuf öyle sevmiş ki;

Kör olmuş aşkından

Yine de vazgeçmemiş sevdiğinden.

“Hey gidi Yusuf hey” der Bülbül

“Çektiğin kahrı bilmez kimse,

Ey rüzgar gel sen devam etme”

Dinlemez Rüzgar dertli Bülbül’ü,

Toprak kokusu eşliğinde devam eder hikayesine...

Derler ki bundan sonra;

Bitmek bilmemiş dertli Yusuf’un kahrı

Sevmez olmuş yari aşkından kör olan yusuf’u.

Devam eder Bülbül yaktığı ağıda

Rüzgarın uğultusu eşliğinde yine mahzun ve derinden.

Dedik ya, bir Kudüs yolculuğu bu rüzgarın ellerindeki,

Sürer hikaye kalmaz yarım.

Açılır gözleri Yusuf’un,

Dünya ışıklanır bir anda!

Lakin Yusuf uzak kaçar sevdiğinden,

Görmez bir daha onu dünya gözü ile...

Anlar bütün sevgiyi ve sadakati.

Sürgün eder kendini dağlara,

Taşa toprağa...

Anlatır rüzgar bize tüm bunları,

Dinler Bülbül kendine has ağırbaşlılıkla.

Bir yağmur başlar ardından,

Feryad eder gökyüzü

Ağlar O’da Yusuf’a...

Ağla gökyüzü,

Ağla sen de,

Ağla Yusuf’a...

Yoksul

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı, getirdiği diğer pek çok özelliğin yanında, yoksulların da hatırlanmasını sağlayan, farklı bir aydır. Normal zamanda, belki hepimizin bildiği, gördüğü yoksulluk manzaraları bu ayda, gören gözler için farklı anlamlara bürünüyor. Bu küçük hikaye de, çoğumuza hem yakın, hem de uzak olan bir hayatın tasviri.

Kızılay’ın aşevinden yemek alıyor küçük kızın annesi, diğer pek çok yoksul gibi. Bir kap sıcak yemeği sevinçle evine doğru taşıyor küçük kız, elindekinin değerini bilerek. Evlerinde bir de küçük kedi var, kaderi onlarınkine benzeyen. Dört yaşındaki kız, yemeğini onunla onunla paylaşmaktan çekinmiyor, zira kendisi, annesi ile sokaklarda karton toplarken bulduğu “fişne reçeli”nden yemiş, o kadar aç değil. “tadı da güzeldi” diyor “fişne” reçeli için.

Dört çocuk anne ve baba Van’dan gelmişler Ankara’ya birkaçyıl önce. Baba, bir süre sonra ortalıktan kaybolmuş, çaresiz anne üç çocuğunu, esirgeme kurumuna bırakırken, en küçüğünü yanında tutmuş. Şimdi, zor şartlarda yaşamaya çalışıyorlar.

Kaptaki yemeğn bir kısmını yedikten sonra artık gitme vakti. Annesi ile beraber, sokak sokak dolaşarak karton toplamaya çalışacak, hayat kimileri için çok erken zorlaşıyor.

Evet, hayat kimileri için erkenden zorlaşmaya başlıyor, henüz dört yaşında, fakat neşeli bir oyunu geçin, sıcak bir yemeğe çoğu zaman hasret. Biz ise, sanki onlar Ramazan’dan Ramazan’a ortaya çıkıyorlarmış gibi, bu kutsal ay bittikten sonra sanırım unutacağız, varlıkları da yokluklarından farksız olacak.

Yarın

bir şeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı

karıncaların telaşından belli
birşeyler olacak yarın
belki bri tomurcuk
belki de bir ağacın duşen yaprağı
belki de bir çocuk

pek o kadar gormesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
birşeyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz
bugünden önemli




B.Ecevit


 

Copyright 2006| Blogger Templates by GeckoandFly modified and converted to Blogger Beta by Blogcrowds.
No part of the content or the blog may be reproduced without prior written permission.