(Mümtaz Soysal, 27 Aralık 2006, Cumhuriyet)
Sonuç, AB'nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı üçüncü ülke mallarının Türkiye'ye de gümrüksüz girmesidir. Buna karşılık, AB'ye tam üye olmayan Türkiye o üçüncü ülkelere mal satarken gümrük ödemek zorundadır. "
Etiketler Not Defteri
Yüzüklerin Efendisi bizim hayal gücümüzü sınırladığından beri, (belki de sınırları genişlettiğinden beri) bütün fantastik macera filmlerini onunla kıyaslama eğilimine giriyoruz. Narnia filmi için de aynı şey söz konusuydu ve şimdi Eragon filmi için de aynı kıyaslama elimizde olmadan yapılıyor.
Gerçi Narnia filmini bu ikilinin dışında tutmak gerekir, aydınlık atmosferi, kansız savaş sahneleri ile biraz daha yaşı ufak seyircilere hitap ettiğini söyleyebiliriz. Fakat Yüzüklerin Efendisi üçlemesi ile Eragon filmi daha ilk baştan konuyu ele alışları ile birbirlerine benziyorlar, karanlık ve kasvetli ortamlar, büyük şaşalı sözler, bu türü sevenler için vazgeçilmez unsurları bünyesinde barındırıyorlar.
Filmin hikayeyi ele alışı ise değişik, kitabını okuyanlara göre hkaye bire bir yansıtılmamış perdeye, zaten bu da gerekmez, sonuç itibarı ile sinema ve edebiyat farklı anlatım araçlarına sahipler. Hikayenin kısaltılmış gibi durduğu ise ilk anda göze batıyor. Kendinizi bir anda olayların içinde buluveriyorsunuz. Alagaésia topakları üzerinde kaybolup gidiyorsunuz. Filmde bu açıdan size yerinizi ve yönünüzü bulma açısından yerdımcı olmayınca kahramanlarla birlikte sürükleniyorsunuz. (Bunu bilmelerindendir belki de, Filmin resmi sitesinde hikayeyi bütünleyici dökümanlar(haritalar...) koyulmuş.)
Filmde gözüken ejderha(lar) ise özel bir yere sahip. Farklı kültürlerde farklı anlamlar yüklenen ejderhalar, genellikle batı tasvirlerinde kanatlıyken, doğu tasvirlerinde kanat bulunmaz. Bu açıdan bakıldığında filmdeki ejderha figürünün kanatlı olması onun batı kültüründeki görünüşünü temsil eder. bunun dışında Hollywood sinemasının dijital yaratıkları perdeye yansıtmadaki becerisi ise yine kusursuz seviyede.
Bir fantastik hikaye daha sinemaya uyarlanırken bunun ardından söylenebilecek söz, genel olarak türü sevenleri kesinlikle tatmin edecek seviyede olduğudur. Özellikle geniş manzara kareleri ile (gerek ejderhanın gerek coğrafyanın) akıllarda kendine güzel bir yer ediniyor. Devamının ise bundan daha oturaklı olacağını düşünüyorum.
Etiketler sinema
Yasa, ülke gündemine ilk kez geldiğinde en çok tartışılan konu emeklilik yaşı olmuştu. Emeklilik yaşını kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşına çıkaracak olan yasa, 2048’e kadar kademeli bir artış öngörerek bu yaşı 65’e tamamlayacaktı. Cumhurbaşkanının yasayı veto etmesinin temel sebeplerinden birini de bu madde oluşturmaktaydı. Fakat, istenmeyen bu madde ülkenin geleceğine dair önemli bir hamle olarak durmaktaydı.
Almanya’nın demografik yapısına baktığımızda nüfusun hızla yaşlanmakta olduğunu görüyoruz. Araştırmalara göre bir nüfus devrimi yapılmadığı takdirde bu konuda ilk kriz 2020 yılında patlak verecek ve 2050 yılında her üç Almandan biri 60 yaşın üzerinde olacak. (*) Doğum oranlarının da hızla azalması (ki 2005 yılındaki doğum sayısı 1945 yılındaki doğum sayısının da gerisine düştü(*) ) Almanya’da bu konuda ciddi tartışmaları gündeme getirdi. Emeklilik yaşı 67’ye çıkartılmış olmasına rağmen çalışan nüfusun hızla azalması engellenememektedir. Bunun bir diğer sebebi de Almanya’nın ciddi anlamda yaşadığı “beyin göçü”dür. 2004 yılında 150 000 “nitelikli” kişinin yurt dışında çalışmak için ülkeyi terk etmesi ülkenin insan kaynaklarına büyük bir darbe vurmuştur(*). Bu açılardan bakıldığında Almanya’nın sosyal güvenlik konusunda baş gösteren sıkıntılarının benzerinin Türkiye’yi şu an için tehdit etmediğini düşünebiliriz, ancak ilerleyen yıllarda (şu anda Türkiye’nin potansiyel güçlerinden biri olarak duran ve değerlendirilmezse heba olup gidecek olan) genç nüfusun toplam nüfusa oranının azalması kaçınılmaz olarak gözükmektedir. Ayrıca olası A.B. üyeliği sonrasında da işgücüne aç durumda olan Avrupa ülkelerine doğru bu topraklardan gidecek olan “beyin”ler, çalışan nüfusun azalmasına yol açacaktır. Sosyal güvenlik sisteminin de dayanak noktasının çalışan kesim olduğunu düşünürsek, ileride bu açıdan Türkiye’nin sıkıntı ile karşılaşmaması için Emeklilik yaşının 60’a ve 2048’e kadar 65’e yükseltilmesinin zarureti açığa çıkar. Emeklilik yaşı ile beraber ödenen prim gün sayısının da artması ve 7000 işgününden 9000 işgününe çıkarılması tartışmaları da beraberinde getirdi. (ki bu artış yine kademeli olarak gerçekleşecektir. 2007 yılında ilk kez sigortalı olanlar için 7100 gün, 2008 yılında sigortalı olanlar için 7200 gün ve her yıl 100 gün eklenmek sureti ile 9000 güne ulaşacaktır.) Bu madde ile emekli sayısının zaman içerisinde makul bir seviyede tutulması, ödenen primlerin arttırılması amaçlanmaktadır. Bu sayede kurumun açıklarının kapatılması sağlanmaktadır. Bir diğer uygulama ise şu anda çalışmakta olan emeklilerin ya aylıklarından vazgeçerek çalışmaya devam etmeleri, ya da çalışmayı bırakıp emekli aylığı kullanmaya devam etmeleri. Bu da yine sosyal güvenlik sisteminin devamını sağlayacak olan prim ödeyen çalışan kesimi arttıracağından daha sağlam ve işler bir kurum haline getirecektir. Yasanın getirdiği bir diğer uygulama ise Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve S.S.K’nın birleştirilmesi idi. Bu işlem ile uygulamadaki farklılıklar ortadan kaldırılacak, üç başlı yapı sona erecek, daha sağlıklı bir kontrol yapısı sağlanmış olacaktı. Fakat Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bazı maddelerden dolayı bu da sağlanamamış olacak. Tartışılan ve göze batan bu başlıkların dışında pek gündeme gelmeyen diğer uygulamalar ise; **Adına prim ödensin veya ödenmesin 18 yaşından küçükler, sağlık hizmetinden ücretsiz yararlanacak. **Yüksek öğrenim görmüş 25 yaşından büyük kız çocukları, kendisine bakmakla yükümlü kişinin sağlık sigortasından yararlanamayacak. **Çalışanlar, köy mahalle muhtarları, kendi hesabına bağımsız çalışanlar, kamu idarelerinde çalışanlar sigortalı sayılacak. **Polislerin akademide geçen başarılı eğitim süreleri, sigortalılık süresine eklenecek. **Estetik amaçlı ameliyatlar ve ortodontik diş tedavileri ile alternatif tıp uygulamaları dışındaki sağlık hizmetleri, Genel Sağlık Sigortası kapsamında kurumca karşılanacak. Sigortalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişi, öğretim üyesine tedavi ve muayene olmak için fark ödeyecek. **Çocuğu olmayan 23 yaşından büyük, 39 yaşından küçük sigortalı kadının iki kez tüp bebek tedavi masraflarını kurum karşılayacak. **Boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanmış gelir ve aylıklar kesilecek. **Ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve tutuklar hakkında, kısa vadeli sigorta kolları uygulanacak. **Çırak, işletmelerde beceri eğitimi gören öğrenciler ile üniversite sırasında zorunlu staj yapan öğrenciler de kısa vadeli sigorta kollarına tabi tutulacak. **Harp malulleri ile Terörle Mücadele Kanunu veya asayiş ve güvenliğin sağlanması ile ilgili kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan bu kanuna tabi çalışanlar hakkında, aylıkları kesilmeden kısa vadeli sigorta kolları uygulanacak. Yasanın getirmeyi tasarladığı bu uygulamaların dışında Türkiye’de “alışmış kudurmuştan beterdir” misali yerleşmiş olan vergi kaçırma, devlet kurumlarından ve gelirlerinden çıkar sağlama, rüşvet gibi sorunları engellemediği için uygulansa bile yinede “paranın sahibi” yönünde çalışacağını düşünebiliriz. Lakin bu, beklenen uygulamaların gerekliliğini göz ardı etmemize neden olamaz. Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda geleceği düşünen ve popülist yaklaşımdan uzak bu yasa, Anayasa mahkemesinin kısmi iptali ile büyük ihtimalle rafa kaldırılacak ve belki de 2007 seçimlerinden sonraki başka baharlara kalacak.
Özgürlük, en basit tanımı ile, istediğin yer ve zamanda istediğini yapabilme imkanıdır. Bu ‘istediğini yapabilme’ durumu, belli kurallarla sınırlanmıştır, bir arada yaşıyor olmanın getirdiği kurallar veya devlet yapısı oluşturmanın getirdiği sınırlar. Bunları göz önüne alarak özgürlüğü yeniden tanımladığımızda, kurallar çerçevesinde istediğimizi yapabilme tanımına varıyoruz.
Bu kurallar, bizim dışımızdaki etkenler tarafından konulduğunda, bir noktaya kadar sorun yokmuş gibi gözüküyor, mesela belediye otobüsüne orta kapıdan binmemek gibi, İstanbul’dan kalkıp Berlin’e gitmek istediğimizde yerine getirmemiz gereken yükümlülükler gibi. Bunlar, düzenin sağlanması için gereken kurallar. Bir de, düzenin dirliği için değil de, bir kişinin veya grubun çıkarlarını korumak için konulan kurallar var. (ki onlara başka bir yazıda değiniriz.)
Bir de insanın kendi kendine çizdiği sınırlar içinde yaşaması sonucu oluşan kurallar var ki, ‘prensiplerime aykırı’ sözü ile bunu ifade ederiz. Kendi kendimize koyduğumuz bu kurallarda da sorun yoktur aslında çünkü insanları birbirinden ayıran, hayata bakış açılarını yansıtan bu prensiplerdir, çünkü insanlar fikirleri ile yaşarlar.
Bilinçli olarak koyulan bu yasakların dışında, farkında olmadan kendimizi bağladığımız unsurlar ise belki de varolan ve gözüken kurallardan daha tehlikelidir. Çünkü gözüken kurallar (ki özgürlüğümüzü sınırlayan unsurdur dedik) zamanın gereklerine göre yeniden gözden geçirilebilir, değiştirilebilir veya kaldırılabilirler ama farkında olmadıklarımız üzerine yapabileceğimiz neredeyse hiçbir şey yoktur.
İşte sigara tam da bu nokta da durmaktadır. Farkında olmadan özgürlüğümüzü, istediğimizi yapma imkanımızı terk ettiğimiz unsur. İnsanın aklına gelir sigara, ‘beni iç!’ der, çaresiz içmek zorunda kalırsınız, yapabileceğiniz çok şeyde yoktur aslında, direnmek, ‘ben şimdi içmeyeceğim’ demek bir işe yaramayacak, çünkü bizi esir eden sigara, efendimiz konumuna geçmiştir ve ne yaparsak yapalım, onun iradesine karşı gelemeyiz, çaresiz sonuçta teslim oluruz ve içeriz, özgürlüğümüzü yitirmiş vaziyette. Gün gelir bakarız geriye, ‘beni iç’ emirleri her geçen gün daha da artmıştır biz farkında olmadan, zaten özgürlüktü kaybedilince anlaşılan.
Sigaranın esiri olmaktan daha kötü olan ise esareti fark edememektir belki de. ‘dertliyim, ondan içiyorum’,’yemekten sonra iyi gidiyor’. Hepsi, bir çeşit, köleliği gizlemeye yönelik çabalar.
Bu noktada yapabileceklerimiz belli aslında, kendimiz açısından, özgürlüğümüzü sınırlayan unsurları tanımladıktan sonra, kendimizden kaynaklananların tam olarak farkına varmalıyız, ‘ben neden bazı şeyleri yapmaktan alıkoyuyorum kendimi’ veya ‘yapmakta diretiyorum?’. Bu soruların cevaplarını dikkatle irdelemeliyiz, buradan varacağımız sonuç ise büyük olasılıkla yeni ve genişletilmiş sınırlar ile tanımlanan özgürlük ortamı olacaktır.
Etiketler genel
Yok oluşların içindeydik biz,
Her gün biraz daha yok olurken
Fark etmedik bile eridiğimizi.
En son baktığımızda elimize
Bir hiçti kalan geriye,
Tüm yaşandığı varsayılan sevdalardan.
Oysa ki;
Ne kadar da farklı düşünmüştük,
Bir kuşun kanatlarındaki özgürlük misali
Her geçen saniye biraz daha özgürleşen,
Biraz daha kederlenen...
Çizilen bir gelecek portresi idi sadece.
Ve avuçlarda kalan geriye
Bir hiçti en son elimizde.
"İnsan umduğunu bulamayabiliyor demekki!"
Dedik sonra;
Umduğumuzu bulduğumuzda aslında...
Sorgulamadık bile sevdayı
Olduğunca kabullendik herşeyi.
Alın yazımız önümüze düşerken,
Başımız önde, boynumuz bükük,
Kara bir gelecek vaadi ile
Bir hiçti kalan elimizde.
Yok olmak için uğraşmamıştık halbuki,
Karanlıktan çıkmak idi derdimiz
Bir kuşun kanadında
Tekrar varolduğumuzun farkına varmak adına
Tüm siyahı geride bırakarak,
Ve maviye boğularak,
Gök yüzüne ulaşabilmek.
Kader sözleri ile kandırılırken,
Gömüldüğümüzün resmiydi aslında
Yok oluşun başladığı yer.
Kederliydik zaten hep,
Gözler buğulu
Tekrar baktığımızda elimize,
Bir hiçti kalan geriye.
Lakin,
Güneşli günlerin sevdalısıydık aslında,
Bulut olmaktı bize yaraşan
Tüm gökyüzünde dolaşan,
Alabildiğine özgür
Ve genç...
Belki baharı beklemekti gereken
Yeşili ve maviyi.
Son sefer bakarken önümüze,
Umut kalmıştı sadece elimizde...
Etiketler şiir
Seyre daldık,
Seyrettik elele yağmuru.
Yüreğimize düşen damlaları saydık
Beraberce...
Her damlayla özgürleştik,
Her damlayla bağlandık birbirimize.
Sırılsıklam olurken yağmurda,
Islatan terdi bedenimizi
Sevgi dolarken vücuda.
Gözyaşları boşanırken,
Sevgiydi sadece akan gözlerden...
Ardından,
Güneş açmasaydı dedik keşke...
Gelipte aydınlatmasaydı ortalığı
Kalsaydık bizde
Elele...
Etiketler şiir