Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.
Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.
Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.
Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür' demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim.
(İsmail Cem, 1995, New York)
Etiketler şiir
(Oktay Ekşi, Hurriyet, 13 Ocak)
"Kaldı ki daha 1990-91 savaşından sonra Kuzey Irak’ta bir "Kürt devleti" kurmak için çabalayan ABD değil mi? Bu amaçla ve Saddam’ın şerrinden koruma gerekçesiyle -Turgut Özal’ın önerisi üzerine- "Kalkık Çekiç veya Kalkık Horoz" (Poised Hammer) projesi uygulanmadı mı? O sırada hem Barzani ve Talabani’ye yardım edilmedi mi? Devlet kurma aşamasında Amerikalıların işine yarasın diye 7 bin 500 Irak Kürt’ü Amerika’ya götürülüp eğitilmedi mi? Saddam’ın depolarından alınan silahlar Barzani, Talabani ve PKK’ya verilmedi mi?
Şimdi Bayan Rice, Irak’ta başarısızlığa uğrarlarsa Kürtler bağımsız bir devlet kurar diye biraz da bize aba altından sopa gösteriyor.
Sanki Bay Bush başarırsa yani "zafer kazandık" diyecek noktaya gelirse farklı bir sonuç söz konusuymuş gibi."
Etiketler Not Defteri
Yakın zamanda ölen Türkmenbaşı’nın ülkesi Türkmenistan’da da bu yönde bir “enerji kontrolü çekişmesi” yaşanmaktadır. Söz konusu olan doğalgazın Avrupa’ya nasıl ulaşacağı küresel ölçekli politika geliştiren ülkeler açısından sorun olmaktadır. Projelerden birinde enerjinin Rusya üzerinden taşınması yer alırken, ABD’nin de desteklediği diğer proje de ise Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan ve Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya ulaşması yer almaktadır. Batı yanlısı bir hükümetin başa gelmesi için çaba sarf edilen bu ülkenin enerji kaynaklarının nasıl taşınacağı konusu, bu alanda kontrolü elinde tutan ülkeler tarafından kendi politikalarını dayatma olanağı sunacaktır. Ayrıca Türkmenistan’dan Afganistan, Pakistan ve Hindistan’a ulaşan boru hattı üzerinde çalışılıyor olması, buradaki kaynakların kontrolü üzerinde söz sahibi olunması ile ilişkilerin “derinleşeceği” coğrafyanın genişliğini de arttırmaktadır.
Şu anda Körfez Bölgesi’nin bir kısmının kontrolünü ele geçirmiş olan ( ya da ele geçirmiş gibi görünen ) Amerika’nın küresel ölçekte enerji kaynak ve hatlarının kontrolünü sağlamaya yönelik çabalarının ardında diğer ülkeler ile olan ilişkilerinde pazarlık gücü kazanabilmek yatmaktadır. Kendisinin karşısına başka hegamonik güç çıkmasını istemeyen Amerika, bu politikasını sürdürmek zorundadır. Aynı şekilde kendisine uluslar arası alanda masaya oturduğunda hareket kabiliyeti kazandırmak isteyen İran, nükleer güce ihtiyacı olmasa bile bu yönde çalışmalarını sürdürmektedir. Arkasına da küresel ölçekte politika geliştirmek zorunda olan Rusya ve Çin’in desteğini alarak.
Enerji kaynak ve hatları üzerine girişilen bu çekişmeden ders çıkarması gereken Türkiye ise ,, bu konudaki bağımlılıklarını geliştirdiği politikalarla çeşitlendirmelidir. Şu anda büyük kısmını elektrik üretiminde kullandığımız doğalgazın %60 dan fazlası Rusya’dan gelmektedir. Mavi Akım projesi bu ülkeye olan bağımlılığımızı arttırsa bile B.T.C. boru hattından gelebilecek Türkmen doğalgazı da aynı şekilde tek yönlü bağlanmamızı engelleyecektir. Aynı şekilde Türkiye üzerinden geçecek boru hattı ile gazını Akdeniz’e ulaştırıp diğer ülkelere de satma hevesinde olan Rusya için Türkiye kilit roldedir. Şu anda pek gündemde olmasa da enerji hatlarının güvenliği, Ortadoğu’da muhtemel istikrar bozulması ile yine önemli bir konu olacaktır. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye, gerek coğrafyası gerek yönetim alanındaki istikrarı ile önemi yadsınmayacak bir konuma sahip olmaktadır.
İlerleyen dönemlerde öngörülen enerji arz güvenliği konusunda Türkiye gereken önlemleri almaktan, yatırımları yapmaktan çekinmemelidir. Bu konuda ilk sırada ise elektrik üretimi yer almaktadır. Bu alanda yapılabileceklerden ilki nükleer santral yapımıdır. Bu kaçınılmaz yatırımın altında yatan temel ilke yine enerjide dışa bağımlılığı azaltmaktır. Nükleer santralin hammaddesi konumundaki uranyum ise, petrol gibi belli ülkelerin coğrafyalarına toplanmayıp dünyada pek çok ülkede yer almasından dolayı bu açıdan başka ülkeye muhtaçlık da söz konusu olmayacaktır. ( bu durum nükleer bomba yapımı ile karıştırılmamalıdır. Uluslar Arası Atom Enerjisi Kurumu barışçıl amaçlı bütün nükleer çalışmaları hak sayar ve tesislerin denetime açık olması koşulu ile herhangi bir yasak uygulamaz. ) Ayrıca nükleer enerji konusunda önemli bir konuma sahip olan bor yatakları açısından ülkemizin dünyanın en zengini olmasından dolayı, bu teknolojiyi geliştirip deneyim sahibi olmamız, borun ilerleyen yıllarda öneminin artmasının ardından gerekli olacaktır. Nükleer enerjinin sıkıntılı tarafı olan infilak ve ardından gerçekleşecek nükleer serpinti ( ki böyle bir durumun gerçekleşme olasılığı %0.1 dir ) kazandıracağı gücün yanında göze alınabilir durmaktadır. ( uluslar arası gelişmeler düşünüldüğünde belki de kaçınılmaz denilebilir, kaldı ki pek çok nükleer enerji santraline sahip olan ülkelerin yenilerini yapmak için harekete geçmeleri de yadsınmamalıdır. Bunun son örneği geçtiğimiz yaz İngiltere’nin yeni bir nükleer santralin yapımına dair kararı almasıdır.)
Türkiye’nin enerji konusunda dışa bağımlılığını azaltabilecek bir diğer araç ise yenilenebilir kaynaklara yönelmektir. Genelde bu konu nükleer enerjinin alternatifi olarak sunulur ancak her ikisinin de aynı anda ortak politikalar ile sürdürülmesine karşı bir engel yoktur. Rüzgar enerjisi ve jeotermal enerjiden daha fazla faydalanıp, elektrik ihtiyacımızın bir kısmını buradan karşılayarak gaza olan bağımlılığımızı azaltma yoluna gitmeliyiz. (son)
(Tuncer Topur, Cumhuriyet, 7 Ocak)
Ortadoğu ve Balkan İncelemeleri Vakfı’nın “nükleer İran” konusundaki çalışması:
Etiketler Not Defteri
Enerji politikaları gündeme geldiğinde hep yakınılan durum, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı oluşudur. Bu garipsenecek bir durum değildir çünkü maalesef komşu ülkeler gibi petrol ve doğalgaz yatakları üzerinde değiliz. Burada söz konusu olan ise enerjide dışa bağımlılığın tek bir ülkeye yönelik olması. Yani enerji dışalımı yaptığınız ülkelerin sınırlı sayıda olması.
İran ile yaşanan son doğalgaz sıkıntısında ise (geçen yıl da bu seneki duruma benzer bir sorun yaşanmıştı) iç tüketim artışını gerekçe gösteren İran, Türkiye’ye pompalamakta olduğu gazı kesti.
İran ile Türkiye arasında 2006 kışında yaşanan benzer sorunda yine İran göndermekte olduğu gazı kesmiş, bunun üzerine sıkıntıya düşen Botaş evlere doğalgaz gönderebilmek için anlaşmalı olduğu sanayi kuruluşlarının gazını kesmek zorunda kalmıştı. Doğalgaz hattında olası bir kesintiyi öngörerek gerekli önlemlerin alınmamış olması bu duruma yol açmıştı. Bu sene, geçen seneden gereken dersler alınarak kiralanan bir depoda yurt dışından (Cezayir, Nijerya, ...) getirilen sıvılaştırılmış doğalgaz depolandı ve kısa süreceği tahmin edilen kesintilerde olası krizler engellenmiş oldu. Bunun dışında enerji bakanının yaptığı açıklamaya göre Rusya’dan gelen gaz miktarının arttırılması ile açık kapatılmaya çalışılıyor.
İran tarafı ise bu gaz kesintisinin nedeni olarak iç tüketimin artışını öne sürse de( hatta İran’da yetkililer, halktan her evden yüzde 2 oranında tasarruf yapmalarını istedi aksi durumda başkent Tahran’a da doğalgaz akışının durabileceği gündeme gelebileceği öne sürüldü) uzmanların görüşüne göre uluslar arası enerji ticaretinde bu, geçerli bir sebep değil. Buradan varılan sonuç ise İran’ın doğalgaz işleme konusunda yeterli yatırıma sahip olmadığıdır. Evet, İran doğalgaz rezervleri konusunda dünyada ikinci sırada olmasına rağmen bunları yeryüzüne çıkarıp işleyebilecek yatırımları gerek devlet eliyle gerek özel sektör kanalı ile yapabilecek konumda değil. Bunun gerçekleşmesi için dış yatırıma ihtiyacı var. Batılı petrol ve doğalgaz şirketleri ise İran’ın uluslar arası konumundan dolayı bu yatırımları gerçekleştirmeye pek sıcak bakmıyorlar. Bunun aksine Avrasya’nın Çin ve Hindistan, İran üzerinden yeni enerji yatırımı ve enerji akış projeleri gerçekleştirmektedirler(*). Yani İran, yüzünü batıdan doğuya doğru çevirmektedir.
Genel olarak enerji konusu ikili ülke ilişkilerinde önemli odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Enerjinin kontrolünü sağlayan ülke, karşı tarafın manevra yapamaması durumunda kendi politikalarını rahatça dayatabilmektedir. Şu anda Rusya’nın Belarus’a verdiği gazın fiyatını 46 dolardan 200 dolara çıkarması gibi. Belarus’un da kendi topraklarından geçip Avrupa’ya ulaşan gazdan aldığu gümrük vergisini arttırması ile ilişkiler gerilmiş durumda.
Dolayısı ile buradan yola çıkarsak enerjinin akışını da kontrol ediyor olmak, büyük ülkeler açısından önemli stratejik araçlardan biri oluveriyor. ABD’nin İran dayatmalarının altında ise yine enerji akışını kontrol altına almak yatmakta. İran doğalgazının Çine taşınması yönünde boru hatları döşenmesini göz önüne alırsak, Çin’in İran’a enerji konusunda bağımlılığının artacağını söyleyebiliriz. Hindistan için de aynı durum söz konusu. ( “ABD’li profesör Michael T.Klare’nin ‘Oil, Geopolitics, And the Coming War with Iran’ başlıklı yazısında belirttiği gibi, Ekim 2004 tarihinde Sinopec adlı Çin şirketi, İran yönetimi ile 100 milyar dolarlık doğalgaz üretimi amacı ile yatırım projesi, Gail adlı Hindistan şirketi ise Ocak 2005 tarihinde, 50 milyar dolarlık doğalgaz yatırım ve alım için anlaşma imzalamıştır Ayrıca İran’dan Çin’e kadar uzanacak enerji boru hatları üzerinde çalışılmaktadır(**).” ) Avrupa’nın da körfez bölgesindeki petrole bağlılığı 2020 yılında şu andaki durumuna göre 2 kat artmış olacak(***). ABD’nin petro-doğalgaz açısından zengin olan İran’ın Amerikan şirketlerine açılmasını sağlayarak bu akışı kontrol altına almak istemesi, uluslar arası ilişkile düşünüldüğünde kendisine önemli bir güç kazandıracaktır. Enerji konusunda kendisinin yönetimi altındaki bölgelere bağlı olan ülkelere kendi politikalarını dayatabilecek, pazarlık gücünü arttıracaktır. Büyümekte olan Çin ekonomisinin iplerini bir anlamda iplerini ele geçirecek olan Amerika, şu anda borçlu olduğu Çin ile ilişkilerinde kendisine manevra alanı yaratabilecektir. Ayrıca Körfez bölgesinin bir kısmının kontrolünü elinde bulunduran ABD, ilerleyen yıllarda Avrupa ile ilişkilerinde ise enerji bağımlılığı konusunda kendisine politik dinamizm kazandırabilmek için İran üzerinde söz sahibi olmaya çalışacaktır. Bunların farkında olan ve Avrupa’nın enerji açısından kendisine bağımlılığını yitirmesini istemeyen Rusya ve İran ile derin yatırımlara girmiş Çin’in , İran’ın nükleer programına uluslar arası arenada destek vermesinde ve İran’a yönelik yaptırımlara karşı çıkmasında garipsenecek bir durum yoktur.
(*)Nejat Eslen, Jeopolitik, Sayı 26
(**)Nejat Eslen, Jeopolitik, Sayı 26
(***)Erol Bilbilik, Jeopolitik, Sayı 26